Ekonomi alanında önemli bir tartışma konusu olan Merkez Bankası’nın alacağı önlemler, günümüzde daha da belirgin hale geliyor. Bugün, Fatih Özatay’ın ekonomim.com’da yayımlanan “Merkez Bankası ne yapmalı?” başlıklı yazısına değineceğiz. 9 Nisan 2026’da imzalanan iki haftalık ateşkes anlaşması, olayların nasıl gelişeceği konusunda belirsizlikler yaratıyor. Trump ve Netanyahu gibi liderlerin atacağı adımlar, Merkez Bankası için oldukça zor bir ortam oluşturuyor.
Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin daha fazla eritilmesine gerek olmadığını düşünüyorum. Savaşın uzaması durumunda, mevcut rezervlerin erimesi kaçınılmaz bir sonuç olabilir. Peki, Türkiye’de sabit kur rejimi devam etseydi, ekonomideki durum nasıl olurdu? Eğer 2000 yılındaki gibi bir artış hızı yaşansaydı, Türkiye büyük bir para krizinin eşiğine gelmiş olabilirdi. Döviz arzının azalması ve talebin artması durumunda, Merkez Bankası’nın faiz artırmaması halinde döviz satışı yapmak zorunda kalacaktı. Ancak, faiz oranlarını da aşırı seviyelere çıkarma imkanı olmadığından, sabit kur rejiminden vazgeçmek ve dalgalı kur sistemine geçmek zorunda kalabilirdi.
Dalgalı kur rejiminin avantajları, böyle bir krizin önüne geçilmesine yardımcı olabilir. Kurda yaşanan yükseliş baskısı, elbette faiz artışını zorunlu kılabilir; ancak spekülatörlerin iştahını kabartan bir sabit kur garantisi olmayacaktır. Merkez Bankası, dalgalı kur rejiminde faizi artırarak kur üzerinde kontrol sağlamaya çalışabilir. Sonuç olarak, dalgalı kur uygulaması, ileriye yönelik döviz cinsinden sözleşmelerin sabit kur varsayımıyla yapılmasını engeller. Bu da olumsuz etkilenme ihtimalini azaltır.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının başlattığı savaş ortamında, Merkez Bankası’nın alabileceği önlemler açısından dikkatli bir değerlendirme yapmak önemlidir. Savaşın süresi ve Hürmüz Boğazı’nın durumu, belirsizlikleri artırıyor. Bir anlaşma sağlansa bile, bölgedeki dengelerin ne şekilde değişeceği konusunda soru işaretleri mevcut. Yerleşiklerin “güvenli liman” arayışları ne kadar devam edecek? Arzı azalan ürünlerin eski düzeylerine dönmesi ne kadar zaman alacak?
Merkez Bankası’nın işini zorlaştıran bir diğer unsur ise eksik ekonomi programıdır. Türkiye’de, yargı sistemi gibi doğrudan ekonomiyle ilgili olmayan alanlarda da önemli kırılganlıklar mevcuttur. Eğer hızlı ve adil bir yargı sistemi kurulabilseydi, bu durum ekonomiye olan güveni artırarak ülkenin cazibesini artırabilirdi. Ayrıca, ihale ve imar yasalarında yapılan olumlu değişiklikler ve bağımsız kurumların güvence altına alınması, ekonomik istikrarı pekiştirebilirdi.
Sonuç olarak, Merkez Bankası için mevcut belirsizlikler ve zorluklar göz önünde bulundurulduğunda, stratejik bir yaklaşım benimsemek kritik öneme sahiptir. Bu koşullarda, savaşın etkileri elbette kur üzerinde baskı oluşturacaktır. Ancak doğru adımlar atıldığında, Türkiye’nin ekonomik geleceği daha parlak olabilir.