Asi sultanın hüzünlü hikâyesi

Ümran Avcı – “Latife Hanım”, “Atatürk” ve “Halide Edib” biyografilerinin yazarı İpek Çalışlar, bu kez “Hanedandan Bir Sultan Sabiha” portresi ile karşımızda. Çalışlar, Sabiha Sultan’ın hikâyesi üzerinden esir şehir İstanbul’a ve Cumhuriyet’in kuruluş hikâyesine sarayın penceresinden bakıyor. Sabiha Sultan’ın torunu, Neslişah’ın kızı İkbal Hanım ile konuşarak, onlarca kaynaktan okumalar yaparak hazırladığı kitabını yazarı İpek Çalışlar ile konuştuk. 

Kederi fotoğraflarında saklı Sabiha Sultan’ı nasıl tanımlarsınız?

Sabiha Sultan’ın gülen bir fotoğrafını bulamadım. Hep kederli bakıyor. Felaketler hiç peşini bırakmamış ki; 1894 depremi, kolera salgını, İstanbul’un işgali, babasının hain ilan edilişi ve sürgüne gönderilişleri fevkalade ağır olaylar. Çok sevdiği eşi Ömer Faruk’un ihanetleri karşısında derin hayal kırıklıkları yaşamış. İki dünya savaşına tanıklık etmiş. Babasını aklamak istemiş, koşullara yenik düşmüş. Sabiha Sultan’a yaşama sevinci veren en önemli şey, yetiştirdiği üç şahane kız olmuş.

Sabiha Sultan, babasının yaveri olan Mustafa Kemal ile evliliği kabul etmiyor. Bir başka iddiaya göre de Mustafa Kemal saraya içgüveyisi gelmek istemeyeceği için bu evlilik olamıyor. Varsayalım ki oldu. Sürgünler yaşanır mıydı sizce?

Öyle ya da böyle evlenmiş olsalar, bambaşka bir süreç yaşanabilirdi. İmparatorluktan cumhuriyete geçiş daha yumuşak olabilirdi.

Vahideddin kızlarına karşı son derece anlayışlı. Hatta tasvip etmediği hâlde Ömer Faruk ile izdivaç gündeme gelince kızına “Karar senindir” diyebiliyor.

Tam bir kız babası. Şehzadesi Ertuğrul kızları büyüdükten sonra doğmuş. Kızların hocalarından birini gevşek bulunca İslam felsefesi dersini kendisi üstlenmiş. İki-üç gün yanlarından ayrılsa onlara meleklerim diye mektuplar yazıyor. İki kızına da çok yakın. Yazdıklarımı bölüm bölüm kız kardeşime de yolluyordum, okusun da fikrini söylesin diye. O da iyi bir babalığı Vahideddin’e bir türlü yakıştıramadı.

??5 Mart 1924 gecesi, Feriye Sarayı’ndaki harem yağma ve olası bir tecavüzden Vahideddin’in eşi, Sabiha Sultan’ın annesi kadınefendi Nazikeda’nın cesareti ile kurtuluyor.

Hilafet devletin ayrılmaz bir parçası. Kaldırıldığı gün ülke, ciddi bir zafiyet yaşıyor. Halife Abdülmecid ailesiyle sürgün yolunda. Polis gücü bununla meşgul. Son sultanın haremi korumasız. Örgütlü bir yağma peşinde olanlar sahipsiz harem kadınlarına saldırıyorlar. Varsa mücevherlerini alacaklar yoksa… Nazikeda, çok güçlü bir kadın. Kocası tahtını ve ülkesini terk ettikten sonra Harem kadınlarından kendini sorumlu görüyor. Canını vermek pahasına.

Atatürk’ün evlatlık edindiği kızına ‘Sabiha’ (Gökçen) adını vermesi tesadüf mü sizce yoksa unutulmayan bir aşk mı?

Ben aşk demezdim ama… Mustafa Kemal rastgele isim koymaz. Bu konuda çok özenli. Bu olayı unutmak istemedi belki de.  Sabiha (Gökçen) 1925 yılında manevi evlat olarak Çankaya’ya gelmiş. Latife ile ayrılmalarından hemen sonra. 

Sabiha Sultan ile Ömer Faruk’un aşk evliliğinin tersine kızları sürgündeki parasızlık yüzünden hep istemedikleri evliliklere mahkûm oluyor…

Ne yazık ki İkinci Dünya Savaşı patlayınca halife oğluna para yollayamıyor. Beş parasız kalıyorlar. Ömer Faruk’un bulduğu tek çare kızların evlenmesi. Evde terör estiriyor. Neslişah bu duruma çok isyan etmiş ama sonunda boyun eğmiş.

Sabiha Sultan’ın eşi Ömer Faruk’un Nazi selamı vermesiyle tutukluluğunu da konuşalım isterim.

Ömer Faruk, İngilizlerin 1920 yılında İstanbul’u işgaline o kadar öfkeli ki İkinci Dünya Savaşı’nda Almanları tutuyor. Bu yüzden başı belaya giriyor. İki yıl ev hapsi yaşıyor Mısır’da.

Soldan sağa: Cemâlifer Muhsin Hanım, Sabiha Sultan, Neslişah Sultan, Ali Vâsıb Efendi, Muhsin Paşa’nın hanımı, Hanzade Sultan ve Madam Burdokof (Rus mürebbiye). 1938

Zifaf ziyareti

??Sabiha ile Ulviye Sultanlar dışarıdaki hayata imrenerek bakıyorlar. Hatta zaman zaman bunalıyorlar…

Biraz da şanslılar. Çengelköy korusunda Feriye ya da Dolmabahçe Sarayı’ndan çok daha özgürler. Nazikeda ile Ulviye at biniyor, çiçek yetiştiriyorlar. Meyve ağacı dikiyorlar. Sabiha da korudaki hayatını çok seviyor. Ama iki sultan da İstanbul’da gezemiyorlar. Tramvay geldiğinde Ulviye’nin eşine “Hadi” diyorlar, “Bizi tramvaya bindirsene!”

??Bu çalışmada sizi en çok şaşırtan konular nelerdi?

Saray kadınlarının cuma namazına rengârenk tören kıyafetleriyle katılmalarını çok ilginç buldum. Gerçi arabalarından inmiyorlar. Yani padişaha uzaktan eşlik ediyorlar. Cuma namazı arkasından sanırım sarayda bir davet varsa ona katılıyor olmalılar. Bir de padişahların kızlarını evlendirdikten iki gün sonra zifaf ziyaretine gitmeleri dikkatimi çekti.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir